“Kontrolümüzde olmayanları kabul edip pozitif olmalı”

Tenisçi Marsel İlhan, “bugüne kadarki en başarılı Türk erkek tenisçi” unvanını taşıyor. Ona göre başarının sırrı pozitif olmak…

1987 doğumlu Marsel İlhan’ın boyu 1,91 cm. Sağ elini kullanan, çift el backhand oyuncusu olarak da biliniyor. Antrenörü Erhan Oral ile uzun yıllardır birlikte çalışan Marsel İlhan, ilk olarak TED Spor Kulübü oyuncusuydu. Kariyerin basamaklarını hızla çıktıktan sonra Galatasaray kulübü ile anlaşan Marsel İlhan, elde ettiği başarılar sayesinde Türkiye’nin tenisteki gururu olmayı başardı. Başarılı tenisçi ile Önce İnsan için tenisi konuştuk, başarısının sırlarını ve hikayesini dinledik.

Tenis serüveniniz nasıl başladı?

Tenise küçük bir yaşta, 6 yaşında başladım. Profesyonel olduğumda 17-18 yaşlarındaydım. 5-6 sene daha kariyerime devam etmek istiyorum. Tenis sporunu seviyorum, sağlığım yerinde olduğu sürece devam etmek isterim. Büyükannem sayesinde tenisle tanıştım. Bir tanıdığının tavsiyesi ile beni tenise yazdırdı ve her gün o götürüp getirdi. Şu anda 80 yaşında ama hiçbir maçımı hala kaçırmaz, izler hep. Daha ilk antrenmandan sonra tenisi çok sevdim. Küçük yaşlarda şampiyonluklarım oldu. Erken yaşta başarı kazanmak insanı daha da motive ediyor, o spora daha kuvvetli bağlıyor.

Ailenizde başka profesyonel sporcu var mı?

Ailemde başka sporcu yok. Baba tarafımda doktorlar, anne tarafımda öğretmenler var. Sporu ailemde ben başlattım.

Aileniz bu yolculukta size destek oldu mu?

Ailem her zaman desteklemiştir beni. Aile tarafımdan bir sıkıntı yaşamadım. Spora karşı herkes pozitifti, hiçbir zaman baskıda yapmadılar. Doktor ol, öğretmen ol gibi hedefler koymadılar önüme. Desteklerini hep hissettim.

Özbekistan’dan Türkiye’ye geliş hikayeniz nasıl başladı?

17 yaşındaydım. Türkiye’de bir turnuva kazanmıştım. Bunun üzerine Taç Spor beni almayı çok istedi. Türkiye Tenis Federasyonu da çok ilgi gösterdi. Aslında bir yanım hala çocuktu o zamanlar ve İstanbul’a her geldiğimde, şehre hayran hayran bakıyordum. Türklerle çok iyi anlaşıyordum. Anladım ki bu şehir benim şehrim, yani kendimi buraya ait hissettim ve bu ülkeye vatandaş oldum. Sonra annemle düştük yollara ve macera başladı. Çok iyi insanlarla tanıştım. Türkiye’ye yerleştiğimiz tarih benim doğum günümdü, 11 Haziran. Şimdi turnuvalar sebebiyle dünyanın birçok şehrini geziyorum. Ama benim için hala en güzeli İstanbul. Yaşlandığımda da burada olmak istiyorum.

 Rakibinizi maçtan önce nasıl analiz ediyorsunuz? Maç öncesinde belirlediğiniz bir stratejiniz var mı?

Stratejim, kendime odaklanmak… “Ben ne yapabilirim” diye düşünüyorum. Sporda kullandığım silahlar var elbette: forced, servis vb. ama ben o ana odaklanıyorum artık rakibin ne yaptığına bakmıyorum. Mental olarak sizi kuvvetlendirecek özel bir tekniğiniz var mı? Birkaç yıl önce yaşam koçu Murat Bilgili ile çalıştım. Çok okurum. Bir de yaş ilerledikçe insan yaşam tecrübesi kazanıyor, kendini daha iyi tanıyor. İşte o zaman daha güçlü oluyorsun. Şimdi düşünüyorum, gençken boş yere öfkelenip tepki veriyormuşum. Hakemmiş, havaymış… Öyle ki, neden rüzgâr esiyor ya da neden güneş gözüme giriyor diye bile sinirlenirdim. Zamanla hepsi geçti. Anladım ki, hayatta kontrolümüzde olmayanları kabul etmek ama her zaman pozitif olmak lazım. Kontrol edilemeyecek şeylerin bir kenarda bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Tenisi her şartta oynuyorsun. Rüzgâr olur, soğuk olur, hakem yanlışları olur veya bir sürü etken… Tüm bunlara hâkim olmak gerekiyor. Mental olarak kendimi her türlü duruma hazır hale getirerek bekleme tekniğini kullanıyorum.

Şu andaki antrenman sıklığınız nedir?

Yeni bir sürece girdim aslında uzun zamandır sıkı çalışıyoruz. Diyeti değiştirdik. Vitamin kullanıyorum, onu çok faydalı görüyorum ve en yakın zamanda kortlara dönüyorum. 2016-2017 yılları istediğim gibi geçmedi ama 2018 ve gelecek yıllardan çok umutluyum. Bunun için sıkı bir şekilde hazırlanıyorum.

Kort sayısı ya da türlerinde bir sıkıntı yaşıyor musunuz?

Hemen hemen her gün fitness yapıyoruz, 2-3 saat tenis oynuyorum. Tabi bunun yanında dinlenmem, uykum ve beslenmem çok önemli bir rol oynuyor. Çünkü bu kadar antrenmanın beni olumsuz etkilememesi için günde 4-5 saat kendime zaman ayırmam lazım, buna dikkat ediyorum.

Türkiye’de alt yapıda oynayan birçok çocuk varken profesyonel kadroda sayı oldukça az. Neden sayı giderek azalıyor?

Zor bir soru oldu. Futbola baktığımızda daha çok sporcu var tenise göre. Diğer bir deyişle futbola daha çok ilgi duyuluyor. Konu tenis olduğunda katılım düşüyor. Bireysel bir spor olsa da bu sayılar önemli. Dünyada rekabet edebilecek anlamda profesyonel yaklaşık 200 sporcumuz var diyebiliriz.

Türkiye’deki tenise bakış açısı nasıl değişir sizce?

Baktığımız zaman şu an eskiye göre daha iyi aslında. Bundan sonraki süreçte ne kadar başarılı olursak o kadar bakış açısı değişir diye düşünüyorum.

Keyifli sohbet için çok teşekkürler ve başarılar…                                                                                                                                             Çok teşekkürler. Sizlere de başarılar.