Özgün bir sanat güneşinin yenilikçi yanları

Geleneksel kalıplardan kurtulmuş, özgün bir isimdi o. Bir ürün ya da süreci değiştirmedi, bunun yerine inovasyona kendisinden başladı. Dış görünümünden, sahnesine, orkestrasından, yaptığı çizimlere kadar her parçası bir devrim gibiydi. İmza Zeki Müren’e aitti.

Türk Dil Kurumu tarafından “yenileşim” diye ifade edilen bir kavram inovasyon. Aslında bakış açını, bulduğun yeri, içinde bulunduğun süreci terk edip, ihtiyaç duyduğun her neyse ona farklı bir açıdan bakmak anlamına geliyor da denebilir. Diğer bir yönüyle ya yeni bir fikriniz olmalı ya da var olan fikri geliştirmelisiniz. Ayrıca bu fikir hayata geçmeli, hatta ticari bir hale gelmeli ya da işe yarar hale dönüşmelidir.

Devrim bize seslenişinde başlıyordu. “Bir hoş sada”ydı dinlediğimiz. Ama asıl olan onun bize duyduğu saygıydı; “Her zaman olduğu gibi hepinize en engin sevgilerimi, en derin hürmetlerimi arz ediyorum, lütfen kabul buyurunuz efendim. Sağ olunuz…”, “Canımdan çok sevdiğim aziz ve muhterem dinleyicilerim ve de çok saygıdeğer seyircilerim; şu anda huzurlarınızda olmak ne kadar mutluluk veriyor bana, bir bilseniz… Kelimelerle tarif edemiyorum efendim. Her şey gönlünüzce olsun diyorum. Her zaman olduğu gibi en içten sevgilerimi ve en derin hürmetlerimi sunuyorum sizlere…”

Türkçeye kullanma şekli bile yenileşimin ta kendisiydi. Fevkalade olan Türkçesi her zaman örnek oldu bize. Hele bir de “canlarım” deyişi vardı ki komedyenler Zeki Müren’i taklit ederken bu sözden yola çıkarlardı. Şiirlerle, şarkılarla, sevgi dolu nağmelerle olduğu kadar tasarladığı kostümlerle, sahnelerle, desenlerle gelmiş geçmiş tüm zamanlara imzasını attı Zeki Müren… Bir röportajında “Kıskanılacak insan bulamadım. İnanınız bulamadım.” demişti. Birilerini kıskanacak kadar boş vakti kalmıyordu ki zaten. Yalnızca sesiyle değil üretkenliğiyle, çok yönlülüğüyle sanatın her dalına silinmez izler bıraktı.

Müzikal yönü bir yana aldığı diğer eğitimlerle, birbirinden özel kostüm ve desen tasarımlarıyla da akıllarda ve yüreklerde hatırı sayılır bir yer edinmeyi başardı Müren. Müziğin popüler ismi Lady Gaga’nın bir albümünün kapağında bile rastladık izlerine! Örgü modellerine “Zeki Müren Kirpiği”, “Zeki Müren Dişi” isimleri verildi. Hatta tavla oyununda da “Zeki Müren Kapısı”yla bir yer buldu kendine… Ölümünden yıllar sonra bugün adına bir telefon hattı bile açıldı…

Ortaokulu Bursa’da okuduktan sonra lise ve üniversite eğitimini İstanbul’da almıştı Müren. Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi’nde okudu. Akademi’de “Yüksek Süsleme Bölümü”nden mezun oldu. Gazinolarda ilk “T şekli sahne”yi o sundu seyircisine. Çok sevdiği, “baş tacı” ettiği dinleyenleriyle arasında bir engel olmasını istemiyordu çünkü. Onlarla iç içe olabilmek için, onu dinlemeye, izlemeye gelenlerin kendilerini özel hissetmesi için özel bir sahne tasarladı. Sahneye çıktığı ilk zamanlarda saçıyla, makyajıyla, kostümleriyle yadırgansa da zamanla kabullendirdi kendini herkese. Kendinden, yaptığı işlerden öyle emindi ki insanlar üzerinde bıraktığı şaşkınlık etkisinin yerini önce kabullenme daha sonra hayranlık aldı.

Eşi benzeri olmayan tavrıyla sınırları zorlamış, kendi modasını ve tarzını yaratmış, her yaptığıyla ses getirmeyi, ilgi odağı olmayı başarmıştı. Dönemin modasına yön, tasarımcılarına ilham verdi. Okuldan sonra da resimle, çizimle olan bağı hiç kopmadı “Sanat Güneşi”nin. Yaptığı resimleri, çizdiği desenleri sergiler düzenleyerek buluşturdu insanlarla. Bir yandan müzikal şöhreti hızla ilerlerken diğer yandan çizim yapmaya da devam ediyordu. Tasarladığı tüm desenleri bir gün kumaşlardaki yerini bulmak içindi. Bulacaktı da.

2014’te Zeki Müren’in resimlerinden, desenlerinden ve tasarladığı desenlerin kullanılarak yapıldığı halılardan oluşan özel bir sergi açıldı. “Mora Bayılırdım – Zeki Müren Desenleri” isimli sergide bulunan eserlerin bir kısmı geçen yıl Bursa’ya da gelen “İşte Benim Zeki Müren” isimli sergide de yer aldı. Tasarımları gibi onlara verdiği isimler de hayli ilgi çekiciydi Müren’in: “Örümceğin Vefası”, “İhanetin Şimşek Şimşek”, “Nereye Kaçtın Sen?”, “Kezban’ın Çilesi”, “Mora Bayılırdım Seni Tanımadan”, “Kırıldım Bıldırcınlara…”

Çizdiği desenleri, 1965’te 3 farklı şehirde sergileyen Zeki Müren, 70’li yılların başında bu desenleri sahnelere taşıdı. Pullu, payetli, pırıl pırıl ceketler, ışıl ışıl kostümler, apartman topuklu ayakkabılar, parlak kumaşlı pelerinler, dizlerine kadar uzanan lame çizmeler, tüylü yakalar, kısacık şortlar… O yıllarda kimsenin değil giymeye aklından geçirmeye dahi cesaret edemediği tasarımlarla çıktı sahneye.

Kendi çizdiği desenlerle, modellerle, özenle seçtiği kumaşlarla diktiriyordu kostümlerini. Ona göre bir sanatçı hem kulağa hem de göze hitap etmeliydi çünkü. Bunu yapabilmek için daha küçük yaşlarda her yönden geliştirmeye başlamıştı kendini. En hafifinin yaklaşık 10 kilo olduğu bilinen o ışıl ışıl kostümlerin her birine kendine has isimler de vermişti. Kostümlerini tasarlarken ya da giydiğinde hissettiği duygularla verilen isimlerdi bunlar. Önümüzdeki aylarda çekimleri tamamlanması beklenen Zeki Müren belgeselinin ismine ilham veren “Uzaydan Gelen Prens” gibi sıra dışı ve ona has isimler…

“Çocukluğumun Bayram Yeri”, “Mimozaların Tebessümü”, “Hıçkıran Gitarlar”, “Sırdaş Geceler”, “Dedikodu”, “Kalbimi Ellerinde Tut”, “Susamış İstiridye”, “Çapkın Kızılcıklar”, “Yakut Kadeh”, “Sedef Prens”, “Şampanyanın Rüyası”, “Gelinciklerin Türküsü”, “Mehtap”, “Ayda Yürüyen Prens”, “Pembe Pelerinli Prens”, “Kıskandırma Beni”, “Van Gogh Girdi Rüyama”, “Aşk Şampanyası” ve daha niceleri. Sanat Güneş’inin yıllar önce Mehmetçik Vakfı ve TEV Türk Eğitim Vakfı’na emanet ettiği tüm bu kıymetli hatıralar düzenlenen sergilerle gün yüzüne çıkınca, onun bilinmeyen yönleri de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Ardında bıraktığı izlerden biri de birkaç yıl önce ortaya çıktı Zeki Müren’in. 1968’de, İstanbul’daki evinde kullanmak üzere Isparta’da bir dokuma ustasına 12 adet halı sipariş etmişti. Bu halıların üzerinde bulunan desenlerin tamamını kendi çizmekle kalmadı, her birine ayrı isimler vererek üstlerine imzasını da attı.

Halıların 9 tanesini satın aldı, geriye kalan 3 halı ise zamanla el değiştirdi ve kayboldu. Kırmızı renk üzerine işlenen tavus kuşu desenlerinin ve Zeki Müren imzasının bulunduğu, “Aşk Şarabı” ismini verdiği halı bir süre önce İzmir’de ortaya çıktı. Zeki Müren’in kapak tasarımını kendi hazırladığı, iç sayfalarda bazı çizimlerine de yer verdiği ve hala herkes tarafından bilinmeyen bir başka hatırası da 1965’te yayınlanan “Bıldırcın Yağmuru” isimli şiir kitabı. “Pembe Yağmurlar”, “Bursa Sokağı”, “İkinci Sadık Dost”, “Çim Makası”, “Son Kavga”, “Bu Bestecikler Sana”, “Alınyazım”, “Kazancı Yokuş u”, “Kendimi Arıyorum” isimli şiirlerin de yer aldığı kitapta Müren’in duygularını kaleme aldığı 100’e yakın şiir bulunuyor.

Her adımı olay, her yaptığı sükseydi… Saz heyetine giydirdiği “smokinler” ile gazinolara “ciddiyet” getirmişti. Küpeyle, mini etekle sahne aldı. Çankaya davetine “apartman topuklu” ayakkabılarıyla katıldı; Türkiye’de gündem Zeki Müren’di… Yaşamı boyunca hep tartışılan, geleceği yönlendiren, yenilikçi ve gündemde kalan kişi hep o oldu.