Gül Ağış: “Hikayelerim hep İstanbul’da bitiyor”

Gül Ağış

Çocukluk hayali olan tasarım yapma arzusunu hayata geçirmek amacıyla İtalya’nın Milano kentine giden ve Milano Istituto Marangoni ile Politecnico Di Design’da moda eğitimi alan Gül Ağış, uzun yıllar Milano’da Costume National’de tasarımcı olarak görev yaptı.

2010 yılında LUG VON SIGA isimli kendi moda markasını hayat geçiren Ağış, 2012’de töre konusunu ele aldığı “Gözyaşlarım Şahidimdir” isimli koleksiyonuyla büyük beğeni toplamıştı. 2015 yılında ilkbahar/yaz koleksiyonuyla, Mercedes-Benz Fashion Days Zurich’e davet edilen Ağış, yine aynı yıl sonbahar/kış koleksiyonuyla da Madrid Moda Haftası’na katıldı. Bugüne kadar hazırladığı koleksiyonlarda ilham aldığı kişilerle İstanbul’a ait motifleri başarılı bir şekilde birleştiren Ağış; Frida Kahlo, Agatha Cristie ve Simone de Beavoir koleksiyonlarını da İstanbul’a taşımıştı. Ağış, Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul Sonbahar/Kış 2018 sezonu kapsamında düzenlenen LUG VON SIGA defilesinde de Japonya’nın Kyoto kentinden esinlenmişti. Ünlü tasarımcı Gül Ağış ile koleksiyonları, ilham kaynakları ve tasarım diliyle ilgili keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sizi en iyi şekilde tanımlayacak 3 kelimeyi sorsak ne derdiniz?

Yaratıcı, spiritüel ve öğrenmeye aşık.

 Tasarımlarınızın dilinden bahseder misiniz, ilham kaynaklarınız ve etkilendiğiniz akımlar nelerdir?

Hem tarihten hem günümüzden, güçlü duruşu ve tavrı olan kadınları her zaman ilham verici buldum. Bir de İstanbul’a olan bitmeyen sevgim, beni dünyanın neresinde olursa olsun hikayelerimi hep İstanbul’da sonlandırmak şeklinde yöneltti. Dünyadaki tüm akımlara baktığınızda İstanbul’la mutlaka bir ortak noktasını yakalıyorsunuz. İstanbul inanılmaz bir tarih barındırıyor. Her köşesi ayrı bir ilham kaynağı. Dolayısıyla “Frida Kahlo in İstanbul”, “Agatha Christie in İstanbul, “Simone de Beavoir in İstanbul” ile seyahatlerim sırasında esinlendiğim, değer verdiğim ve bana ilham veren kadınları İstanbul’da hayal ettim.

Tasarımlarınızdan ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Tasarımın evrensel bir dili olmasını seviyorum. Hayallerinizi ulaşır hale getirmek bence çok büyük bir lüks ve şans. LUG VON SIGA markası olarak Türkiye ve yurt dışında Kuveyt, Berlin, Londra, Katar, New York, Los Angeles, Dubai ve Bahreyn gibi şehirlerde pek çok departman store’da satış noktamız var. Bu satış noktalarını arttırmak ve kalıcı olmalarını sağlamak, hatta genişletmek en büyük hedefimiz. Her 3 ayda bir yeni koleksiyon hazırlıyor ve satışa sunuyoruz. Londra’da anlaşmalı olduğumuz bir showroomumuz var, New York ve Paris satışlarını da onlar takip ediyoruz. Her koleksiyonun ayrı bir hikayesi ve dinamiği oluyor. Çekimlerini gerçekleştirip, satışını yapıyoruz. Bu hızlı döngü içerisinde kendime ve arkadaşlarıma çok fazla zaman ayıramıyorum diyebilirim.

Bugüne kadar toplam kaç koleksiyon hazırladınız?

Kendi markam LUG VON SIGA olarak 2010 yılından bu yana her sezon iki veya üç olmak üzere koleksiyon hazırladım diyebilirim. Ara koleksiyonlar ve firmalar için yaptığım özel çalışmaları da sayarsak 30’u aşkın koleksiyona imza attım. Yurt dışında ve yurt içinde LUG VON SIGA dışında tasarladığım farklı firma koleksiyonlarını bunun dışında tutuyorum.

Tasarımlarınızda özellikle kullandığınız materyaller var mı?

Genellikle doğal elyaf, pamuk ve ipek gibi materyalleri kullanmayı tercih ediyorum. Nakışlar, detaylar ve baskılar LUG VON SIGA’nın DNA’sını oluşturuyor.

Moda sizin için ne ifade ediyor?

Moda bence hayatın neşesi ve dinamiği.

Sizin için en heyecan verici proje neydi?

Mercedes Benz’in yurt dışında markam LUG VON SIGA’yı desteklemesiydi.

Yerli – yabancı en çok beğendiğiniz moda tasarımcısı/tasarımcıları kimdir?

Chloe, Stella MC Carthney, Manu Atelier ve Gül Hürgel.

Sizce Türkiye, dünya modasına yön veren ülkeler arasında nerede?

Orta doğu pazarı için her zaman tercih edilen bir ülke oldu Türkiye. Avrupa ve Amerika için de son 5 yıldır yükselişte olduğumuzu söyleyebilirim.

Türkiye’de moda endüstrisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye moda markalaşmasında hızlı ve global olarak büyüme içerisinde. Bu da gelecekle ilgili hem üretim hem de markalaşma adına pozitif bir gelişme olarak önümüzde duruyor.

Sizin de içinde yer aldığınız bir sosyal sorumluluk projesi var mı?

Evet geçmişte Tema Vakfıyla organik bir çanta projesi hayata geçirmiştik. Oldukça verimli ve başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Peki gönüllülük ve sosyal sorumluluk projeleri size ne ifade ediyor?

Her insanın ya da markanın sosyal sorumluluk anlamında bir şeyler üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anda yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Onu da yakında açıklıyor olacağız.

“Önce İnsan” sizin için ne ifade ediyor?

İnsan çok büyük değer ve her geçen gün birbirimize daha değer vermeli ve paylaşmayı bilmeliyiz. Mekanik bir dünyada ve hız içerisinde sanal dünyalarımızda kaybolmadan, birbirimizin hayatlarına ufak da olsa dokunabilmeliyiz. Gerçek mutluluğun buradan geçtiğini düşünüyorum. Özellikle de tanımadığım kişilere yardım etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Zira beklentiye girmemiş ve egonuzun oyununa gelmemiş oluyorsunuz.