Zaman mı yavaşladı yoksa biz mi hızlandık?

Alev Cedimağar

Ruhsal Denge ve Farkındalık Danışmanı

Size de artık zaman hızlı geçiyormuş gibi gelmiyor, tüm işlerinizi rahatlıkla yetiştiriyor ve kendinize de keyifle zaman ayırabiliyorsanız, hızlanmışsınız yani zaman ile paralel akıştasınız demektir. Bunun anlamı ruhsal titreşiminizin, bedensel titreşiminizle uyumlu hale gelmiş olmasıdır. Yani bu geçiş mevcut enerji akımlarının fiziksel ve ruhsal uyumlanma sürecinin bir parçasıdır. Eğer zaman size hala hızlı geliyorsa merak etmeyin, bilinç düzeyiniz ve ruhsal farkındalığınız doğrultusunda siz de titreşiminizi yükseltme yolunda ilerliyorsunuz demektir. Yani her şey yolunda ve her şey olması gerektiği gibi…

Dünyanın manyetik alanlarının yani enlem ve boylamlarının değiştirilerek zaman kavramının da hızlanmaya başladığı yıllarda bunu kanıtlayan pek çok somut olay yaşandı. Mesela balinalar karaya vurdu. Kuşlar göç yollarını bulamadığı için ölmeye başladı. Buzullar yerinden oynamaya başladı. Yeni yaşam formları bulundu. Ve tabii sonuçta da herkes yine klasik “Kıyamet kopuyor” paniğine girmeye başladı. Bunun spiritüel anlamı şudur: Foton kuşağına geçiş yaptık! Hızlı bir uyumlanma süreci içindeyiz. Foton kuşağı, bilimsel olarak ispat edilemeyen fakat spiritüel olarak ve ruhsal plandan alınan bilgiler ışığında, dünyanın manyetik alanlarının değiştirilip yükseltilmesi ve bununla birlikte bilinç yükselmesine neden olan, “Farklı yetenekler ve farkındalıklar” kazandıran, barış, huzur, sevgi, birlik ve beraberlik gibi eğilimlerin artmasında etkili bir “inanç farklılığı” ve “değişim” olarak tanımlanan çok yüksek bir enerji kuşağıdır. Kısaca, bizi üçüncü boyuttan beşinci boyuta taşıyacak olan bir “asansör enerji” sistemidir. Bu sistemin etkileri, özgür yaşama giriş, eski inanç ve yaptırımlardan kurtulmaya ve sorgulamaya doğru hızla itmesidir. Bize öğretilen her şeyin aslında büyük kareyi görebilmemiz için anlatılan güzel masallar olduğunu anlayabilme yetisini kazanmaktır. Ve foton kuşağına giriş, yepyeni bir başlangıçtır.

Yükseliş dediğimiz yani bilinçlerimizin, farkındalığımızın yükseldiği ve kendimizle ilgili keşiflerle dolu bu dönemde öncelikle eski enerji ile bağımızı kesmemiz gerekiyor. Yeni enerjiyi ve tüm değişimi ne kadar hızlı kabul edersek, zamanla birlikte paralel hızlanmaya başlarız. O zaman zamanın hızı bizi sarsmaz, farkına bile varmaz hale geliriz. Bunun için de öncelikle hayatımıza yönelik radikal tüm değişimleri direnmeden, inancımıza sığınarak kabul etmeliyiz. Bu dönem, Yaradan’a tam teslimiyetle her şerrin hayrına inanarak kendimizi akışa bırakma zamanı… Direnmenin zaman kaybından ve dünyevi anlamda yaşattığı acı, üzüntü ve hastalıktan başka hiçbir getirisi yoktur ve bu değişim eninde sonunda mutlaka gerçekleşir. Bu yüzden hayatımızda her ne oluyorsa, öncelikle şükrederek, kabul ederek, bütünün ve bizim en yüksek hayrımıza olmasına niyet etmeliyiz.

Şu an çok farklı, çok ileri bir teknoloji ile bir ölçüm yapılsa, tüm günü 16 saat yaşadığımızı çok rahat görebiliriz. Bu hızlanış 2000 yılında küçük basamaklarla yükselmeye başlarken 2012 yılı itibariyle artık şüphe götürmeksizin had safhaya çıktı. Farkındaysanız bir haftalık işler bir güne sığmaya başladı. Bazen bir ay içinde yaşadığımız olaylar, koşturmalar, işler sürekli yeni bir şeylerin çıkması ile koca bir seneye bedel oluyor. Yani bir yılda yaşadığımızı bir ayda, bir ayda yaşadıklarımızı da bazen bir günde bitiriyoruz. Hepimizin ağzında “Zaman hızlandı” lafı var. Bazılarımız bunu bilinçli bazılarımız ise mecazi kullanıyor. Her hâlükârda hepsi de doğru.

Şunu da hatırlamalıyız ki hepimizin zamanı kıymetli. Zaman artık paha biçilmez bir mücevher niteliğinde. Öyleyse birbirimizin vaktini alırken bunu da göz önüne almalıyız. Sizin için boş diyebileceğiniz bir an, karşınızdaki kişi için çok önemli olabilir. Yetiştirilecek çok işi var. O yüzden bence bu asrın en önemli sözü “Müsait misin?” diye sormak sonra eğer “Hayır” cevabı alırsak da alınganlık yapmadan müsait bir zamanda haberleşmeyi dilemek olmalı. Tabiri caizse, “Az laf çok iş” dönemindeyiz.