Başak Gürsoy: “Vizyonunuzu açık tutun ve sevdiğiniz işi yapın”

Başak Gürsoy

Kelebeğin Dünyası Projesi kapsamında geçtiğimiz aralık ayında Yeşim Tekstil’e konuk olan Türkiye’nin ilk mankenlik, fotomodellik ve koreografi ajansı kurucusu Başak Gürsoy, Türk firmalarının ve Türk tasarımcılarının yurt dışında önemli başarılar elde ettiğini ifade ederek, gençlere “Vizyonunuzu açık tutun ve sevdiğiniz işi yapın” önerisinde bulundu.

Türkiye’de tek çatı altında en fazla kadın çalışan istihdam eden firmalardan biri olan Yeşim Tekstil’in Kadın ve Çocuk Kulübü ve Uludağ Soroptimist Kulübü iş birliğiyle hayata geçirilen “Kelebeğin Dünyası” projesi söyleşileri devam ediyor. Kadınların eğitim, sağlık ve kişisel gelişim konularında farkındalığını arttırmak ve toplumdaki güçlü kadın profilleri ve rol modelleri Yeşimlilerle buluşturmak amacıyla geçtiğimiz Aralık ayında organize edilen etkinlik; Türkiye’nin ilk mankenlik, fotomodellik ve koreografi ajansı kurucusu Başak Gürsoy’un katılımı ile gerçekleştirildi.

Yeşim Moda Kulübü’nün organize ettiği ve Yeşim Tekstil Mavi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen Başak Gürsoy söyleşisine, Faruk Saraç Tasarım Meslek Yüksekokulu öğrencileri de katıldı. Organizatör, defile – sanat yönetmeni ve BG Ajans Sahibi Başak Gürsoy, bir defile organizasyonunda olması gerekenler, model olmanın artıları – eksileri, modaya bakış açısı ve Türkiye’de moda endüstrisinin geleceği gibi konularla ilgili bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Bir dönem mankenlik de yapan Gürsoy, mesleğe başladığı ilk yıllarda Türkiye’de kendisinden önce görev yapan manken jenerasyonunun bilinilirliği sayesinde mesleğe başlamada zorlanmadığını, ancak yurt dışında da bir dönem mankenlik yaptıktan sonra Türkiye’nin ilk mankenlik, fotomodellik ve koreografi ajansını kurarken önemli zorluklar yaşadığını belirtti. Türkiye’de bu alanda ilk olmanın avantajlarını ilerleyen yıllarda hissettiğini ifade eden Gürsoy, ilk yıllarda iş modelini oturtma, iş süreçlerinde profesyonel kadrolarla çalışma ve bürokratik işlemler anlamında bazı engellerle karşılaştığına değindi.

Gürsoy şöyle devam etti: “Söz konusu yeni iş sürecimde yasal prosedürler anlamında kamu kurum ve kuruluşlarıyla sık sık karşı karşıya geldim. Çok zor zamanlarım olsa da yetiştirme fırsatı bulduğum çok değerli mankenlerim oldu. İçlerinde her meslekten pırıl pırıl insanlar var. Aynı mesleği bir dönem ben de yaptığım için aramızda bir güven sorunu yaşanmadı. Sektör adına önemli olan bir çalışma kılavuzu hazırladık. Reklam çalışmaları ve bu çalışmalara destek veren manken arkadaşlar adına önemli bir çizgi yakaladığımızı düşünüyorum. Türkiye’de mankenlerin özlük hakları ile ilgili standartların çoğunu benim başlattığımı söyleyebilirim. Zamanla ajansımdan ayrılarak kendi ajansını kuran arkadaşlar da oldu ve onlar da sektör adına önemli çalışmalar gerçekleştirdiler. Gelinen noktada mesleğin içindeyken “Şunu da yapsaydım” dediğim her şeye sarıldım, onları sıkıca tuttum ve gerekli mücadeleyi verdim. Mesleğimle ilgili bundan sonra yapılacak pek bir şeyim kalmadı diye düşünüyorum. Beni hiç beklenmedik bir işten yola çıkarak bugünkü konumuma getirdiği için tarihe şükrediyorum ve kendimi şanslı hissediyorum.”

Sahne dışındaki diğer süreçlerin daha çok problem çözme şeklinde ilerlediğine ve genelde çıkan konsepte göre koreografi geliştirildiğine işaret eden Gürsoy, konsept ne ise ona uygun bir hazırlık gerektiğini ve konsepte göre mekan arayışına girişmenin önemli olduğunu belirtti. Gürsoy, günümüzde ajans kavramından çok mankenlik eğitimi veren kurumların varlığını sürdürdüğünü ifade ederek, defileler için de çoğu zaman yurt dışından mankenlerin tercih edildiğine ve yurt dışındaki mankenlerin Türk mankenlere kıyasla iş yapış modeli anlamında daha disiplinli olduğuna vurgu yaptı. Gürsoy, bir dönem Türkiye’de hazır giyim firmalarının yüksek kazançlar elde ettiğine ve buna bağlı olarak da 1970’li ve 80’li yıllarda çok sayıda defile gerçekleştirdiklerine değinerek, sonrasında Türkiye piyasasına giren yabancı hazır giyim markalarının etkisiyle kârlılıklarının düştüğünü ve defile organizasyonlarının bittiğini söyledi.

İşinin en sevdiği yanının sahne ile uğraşmak ve bir şeyler tasarlamak olduğunu belirten Gürsoy, geldiği noktada kendi birikimlerini gençlere aktarmayı çok sevdiğini ve bugüne dek çeşitli dernek ve komitelerde görev alarak sosyal sorumluluk alanında çok sayıda çalışma gerçekleştirdiğini ifade etti. Gürsoy, merhum babası tarafından kurulan ve okuma imkânı olmayan üstün zekalı çocukları okutmayı amaçlayan Dr. Ali Mümtaz Gürsoy Okutma Vakfı’na da değinerek, “Babam vefat ettiğinde vakfımız çocuk okutmaya henüz başlamamıştı. Ben elimden geleni yaparak bu alanda fayda sağlamaya çalışıyorum. Çok büyük bir vakıf değiliz ve sadece 15 çocuk okutuyoruz. Önemli olan onların aydınlık geleceğine katkı sağlamak” diye konuştu. Gürsoy, “Önce İnsan” kavramının kendisi için ifade ettiği anlamı da şu cümlelerle aktardı: “Önce insan kavramı benim için de çok önemli ancak “Önce insan” diyorsak el ele verip, doğayı korumalı ve yaşadığımız dünyanın yok olmasına engel olmalıyız. Yoksa insanlık diye bir şey kalmayacak. Çevreyi, doğayı, havayı kirletiyor, tarımı yok ediyoruz. Adeta sağlıklı yaşamamak için insan oğlu elinden gelini yapıyor. Önce gerçek insanlar ortaya çıkmalı ve el ele vererek bunun için mücadele etmeli.”

Modaya bakış akışı hakkında da bilgi veren Gürsoy, eskiden modaya uymak adına gereken özeni fazlasıyla gösterdiğini ancak bugün gelinen noktada aynı çizgide olmadığını belirtti. Gürsoy, artık modadan ziyade kendi rahatlığına uygun kıyafetler tercih ettiğine değinerek, “Ben açıkçası rahatıma düşkünüm ve kendime yakışanı giymeyi tercih ediyorum. Her zaman moda adına insanın kendisine yakışanı giymesini doğru buluyorum. Sırf moda diye her şeyi giymek gerekmiyor. Özellikle dar kıyafetler her bedene uyum göstermiyor mesela. Zaten insanlar artık eskisi gibi takıntılı değil ve artık herkes rahatlamış durumda. Çünkü artık herkes her şeyi giyer oldu. Uyum, renk ve ahenk kaygısı kalmadı artık.” şeklinde konuştu.

Gürsoy, Türkiye’de hazır giyim sektörünün geleceği ile ilgili düşüncelerini de şu sözlerle ifade etti: “Türkiye’nin mevcut potansiyeline bakılırsa çok daha ileriye gitmesi gerekir. Ancak bu süreçte gerek Türk firmaları gerekse Türk tasarımcılar yurt dışında önemli başarılar elde ediyorlar. Gençlere önerim, vizyonlarını açık tutmaları ve hayata dört elle sarılmaları. Eğer içlerine sinmiyorsa eğitimlerine devam etmesinler ve başka alana yönelerek sevdikleri işleri yapsınlar. Çünkü insanlar sevdikleri işlerde başarılı olurlar. Sevdiğiniz işi daha sıkı tutuyorsunuz ve başarıyla ilerliyorsunuz.”