Ayşe Arman: “Dünyayı iyilik kurtaracak”

Ayşe Arman

Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinden ve köşe yazarlarından Ayşe Arman, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve çocuk istismarı gibi konularla ilgili uzun yıllardır yazdığı yazılarla adeta toplumun nabzını tutuyor.

Arman, çarpıcı ve renkli röportajlarıyla toplumun gerçeklerine karşı duyarlılık gösteren ve söz konusu gerçeklere ayna tutan bir isim. Çoğu zaman ülke gündemine ayrı bir pencere açmayı başaran Arman, son dönemde hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projesiyle gittikçe büyüyen bir iyilik hareketinin de heyecanını yaşıyor.

Ayşe Arman ile Pembe İzler Derneği’nin kadın kanserlerinin erken teşhisi ve önlenmesine yönelik organize ettiği söyleşi programı için geldiği Bursa’da bir araya gelme şansı bulduk. Arman, hayata geçirdiği iyilik projesi, sosyal sorumluluk çalışmalarına bakış açısı ve ülke gerçekleri ile ilgili yönelttiğimiz sorulara içtenlikle yanıt verdi.

Ayşe Hanım sizi Bursa’da görmek çok güzel. Öncelikle Bursa’da olma sebebinizden bahseder misiniz?

Bugün Pembe İzler Derneği’nin kadın kanserlerinin erken teşhisi ve önlenmesine yönelik organize ettiği söyleşi programı için buradayız. Dernek ile Türkiye’nin başka illerini de geziyoruz. Kadınların maruz kaldığı kanserlerle ilgili bilgilendirmede bulunmak ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla değerli doktorlarımızla keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Ardından da kurduğumuz standta kendi yaptığım tahta kolyeleri iyilik hareketinin bir simgesi olarak söyleşiye katılan kadınlara dağıttık.

Önceleri hobi olarak başladığınız sonrasında kolektif bir iyilik hareketine dönüşen “Sakajewa İyilik Kolyeleri” projeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Yaklaşık 1.5 yıl önce Hindistan’da hobi olarak tahta kolyeler yapmaya başladım. İlk etapta 50 adet kadar kolye yaptım fakat bu kolyelerle tam olarak ne yapacağımı bilmiyordum. Çünkü ben ne kolyeci ne de tasarımcıyım. Bu kolyelerle neler yapabileceğimle ilgili fikri bana Faris Seven isimli bir arkadaşım verdi. Arkadaşım, “Madem sosyal medyada 1 milyondan fazla takipçin var, bu yaptığın kolyeleri bir yerlere ulaştırarak bunları iyilik için kullan” dedi. Ben de bunun üzerine Sakajewa İyilik Kolyeleri ile bir iyilik hareketi başlatmaya karar verdim. Kendi çapımda, küçük bir iyilik hareketiydi bu. Aslında planlayarak yapmadım ve başlangıçta bir stratejim yoktu. Sadece gücümü iyi bir şeye kullanmak istedim. Hepimiz minik iyilikler yapacağız ve iyilik halka halka yayılacak. Bu süreç dalga dalga yayıldı ve büyük bir iyilik hareketine dönüştü. “İyilik bulaşıcıdır”, “Dünyayı iyilik kurtaracak” ve “Kolye bahane, iyilik şahane” sloganı ile başlattığımız çalışmada yaptığımız kolye sayısı 8 bini geçti. İyilik kolyeleri tam gaz devam ediyor. Şu ana kadar 25 sivil toplum örgütüne destek olduk. Toplanan para 500 bin TL’yi bulmuştu ancak projenin UNICEF’e de ulaşması ile tutar 650 bin TL’ye doğru gidiyor. Hedefimiz ise 1 milyon TL. Hayatımda yaptığım en anlamlı şeylerden biri bu çalışma oldu. Dünyada başkası için bir şeyler yapabilmekten daha güzel bir şey yok diye düşünüyorum. O yüzden diyorum ki, dünyayı iyilik kurtaracak ve iyilik bulaşıcıdır.

Neden tahta kolyeler yapmayı tercih ettiniz?

Ben tahta kolyelerin hissini seviyorum. Son derece doğal geliyor bana. Arada cam da kullanıyorum ama plastik kullanmıyorum. Kolye yapmak benim için müthiş bir terapi etkisi yapıyor. Kolyelerin fotoğraflarını paylaştıkça insanlar bana bunları nereden aldığımı soruyordu. Sonrasında geriye Instagram hesabımla kolyeleri birleştirmek kaldı. Ben de Sakajewa İyilik Kolyeleri ile kendi kişisel sorumluluğumu yerine getirmiş oluyorum. Dijitalleşme hayatımızın bu denli içindeyken bunu iyiliğe yönlendirmek benim kendi sosyal sorumluluğumun temelini oluşturdu. Bu süreçte ben ne yapıyorum? Kişi, şirket, marka, okul ya da kurum bana gelip ve benim işaret ettiğim derneğe ya da vakfa 15 bin Lira bağışta bulunduğunda, ben de o şirket, kurum ya da kuruluşun kadın çalışanlarına kolyeler hediye ediyorum. Üstüne 1,2 milyon takipçisi olan Instagram hesabımda birçok fotoğraf eşliğinde bu kurum, kuruluş ya da şirketlerin isimlerini yazarak paylaşıyorum. Böylece ilgili yerlerin gönüllü olarak reklamını yapmış oluyorum. Yani sosyal medyadaki varlığımı sosyal bir faydaya dönüştürmüş oluyorum.

Çalışmanızın UNICEF adına bireysel yardım organizasyonuna dönüşmesi nasıl oldu?

Biz bu kolyeleri satmıyoruz. Kolyeleri kurumlara, şirketlere, okullara veriyoruz ve onlara “Biz size bu kolyeleri veriyoruz ama siz de bir sivil toplum örgütüne bağışta bulunacaksınız” diyoruz. Bu süreçte L’occitane de UNICEF yararına Türkiye çapındaki 28 mağazasında kolyelerimizden satmak istedi ve ilk adım olarak 50 bin TL’lik çeki UNICEF’e teslim etti. Gelinen noktada bağışlanan tutar 100 bin TL’yi buldu. İş birliğimiz bundan sonra da devam edecek. Yani, projemiz büyüyor. Hala bu kolyeleri ben, yardımcım, alt komşum Mine ve kızım Alya ile birlikte yapıyoruz. Son dönemde epey hızlandık. Ben haftada 150 tane yapabiliyorum. Bu arada hiçbir kolye birbirinin aynısı değil. Hepsi el emeği göz nuru. Yaza da Bodrum Gürece Köyü’nde bir atölye hayata geçiriyoruz. Herkese açık olan bir dükkân ve bir atölyemiz var. Köyün kadınları ile bu kolyeleri yapmayı ve elde edilen gelirin köyde kullanılmasını hayal ediyorum. Baştan beri her şey bir hayaldi. Ancak gördüm ki hayaller gerçek olabiliyor. Hala sırada bizimle iş birliği yapmak isteyen ve iyilik hareketimize destek vermek isteyen birçok kurum var. Hepsine teşekkür ediyorum.

Bu çok güzel bir haber. Şimdiden sizi tebrik ederiz. Sosyal sorumluluk ile ilgili düşüncelerinizi de alabilir miyiz?

Dünya karanlık bir dönemden geçiyor. Kafalar karışık, kavramlar karışık ve zeminler kaygan. Adeta sapla saman karışmış durumda. Herkes bağırıyor, uğultu çok fazla ve kimse birbirini dinlemiyor. Ben tüm kalbimle hepimize iyi gelecek şeyin iyilik ve sorumluluk bilinci olduğuna inanıyorum. Başkasını ve yaşadığımız gezegeni düşünme sorumluluğu çok önemli. Bir başkası için bir şeyler yapabilme hazzı kadar insana mutluluk veren başka bir şey yokmuş hayatta. Benim yaptığım da çok büyük bir şey değil aslında, suda bir damla gibi. O yüzden diyoruz ki, “Kolye bahane, iyilik şahane.”

Peki “Önce insan” sizin için ne ifade ediyor?

Biz o kadar insani duyguları unutur hale geldik ki, aslında her şeyin başı insan. En çok da merhameti ve şefkati unuttuk biz. Bizim duygularımız var. Biz başka bir şeye döndük maalesef. Karşımızdakinin önce insan olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Empati yaparak kendimizi karşımızdakinin yerine koymamız şart. Ancak günümüzde her zaman böyle olmuyor. Çok sertiz, kabayız. Sosyal medya araçlarındaki hallerimiz mesela, felaket resmen. Birbirimizi yaralıyoruz, incitiyoruz.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve çocuk istismarı gibi konularla ilgili olarak uzun yıllardır yazılar yazıyorsunuz ve adeta toplumun nabzını tutuyorsunuz. Son yıllarda bu konularla ilgili Türkiye’nin geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Umudumu kaybetmemeye çalışıyorum ama aslında maalesef durumumuz içler acısı. Her sene öldürülen kadın sayısı gittikçe artıyor. Kadın dayanışmasının, birlikte olmanın ve birlikte hareket etmenin gücüne inanıyorum. Bugün burada konuşulan konular sayesinde kanserin erken teşhisinin hayat kurtardığı ile ilgili bilgilendi insanlar. Kadınların birlikteliğini burada bir kez daha görme şansı bulduk. Bu gücü son derece önemsiyorum.

Düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz başka konular var mıdır?

Çok teşekkür ederim. Sizlere başarılar dilerim.