Ece Çiftçi: “Gönüllü olmak benim yaşam biçimim”

Ece Çiftçi

Kelebeğin Dünyası söyleşileri kapsamında Yeşimlilerle bir araya gelen SosyalBen Vakfı Kurucu Başkanı Ece Çiftçi, hayat hikayesi ve geliştirdiği gönüllülük hareketiyle gerek yurt içinde gerek yurt dışında fazlasıyla dikkat çeken başarılı işlere imza atmış bir sosyal girişimci.

Kendisini “Fikri olan bir gönüllü” olarak tanımlayan Çiftçi, 14 yaşından bu yana bir parçası olduğu gönüllülük kavramının bir yansıması olarak SosyalBen Vakfı’nın kuruluşuna öncülük etmiş. Vakıf gelinen noktada ülkemizde taşımalı eğitim gören 7-13 yaş arasındaki çocukların yeteneklerini keşfederek onları geliştirmesini ve gerek ülkemizde gerek dünyada gönüllülüğün yaygınlaştırılmasını hedefliyor.

1993 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ece Çiftçi, lisans eğitimini 3 yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Lise yıllarında başladığı sosyal sorumluluk projesine lisans eğitimi sırasında resmiyet kazandırıp 2013’te SosyalBen Derneği’ni kurdu. Çiftçi, dernek çalışmalarının yanı sıra kurumsal ve bireysel sosyal sorumluluk proje danışmanlığı veren SosyalBen Akademi şirketini hayata geçirdikten sonra 2017 yılında da tüm sosyal sorumluluk çalışmalarını SosyalBen Vakfı çatısı altında topladı. Yurt dışında çeşitli platformlarda ülkemizi temsil eden ve yurt içinde de “Türkiye’nin Kadın Sosyal Girişimcisi” seçilen Çiftçi, Nisan 2018’de de ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan “Gelecek Vadeden Genç Liderler” töreninde ödül alan ilk Türk olma başarısını gösterdi. Çiftçi son olarak geçtiğimiz ocak ayında Avrupa Parlamentosu tarafından “Faces of Turkey” etkinliğine davet alarak, Türkiye’deki sivil toplum örgütlenmesi üzerine deneyimlerini Brüksel’deki davetlilerle paylaştı.

Ece Çiftçi ile Yeşim Tekstil’de gerçekleştirilen program sonrası bir araya gelerek Önce İnsan Dergisi’ne özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ece Çiftçi ben. SosyalBen Vakfı Kurucusuyum. 14 yaşından bu yana yaklaşık 12 yıldır sosyal girişimcilik ve gönüllülükle hem profesyonel olarak ilgileniyorum hem de beni ben yapan iki kavramı bulduğum ve bunun içine dahil olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Nasıl bir eğitim hayatınız oldu?

Akademik olarak Sosyoloji eğitimi aldım. Ardından Sivil Toplum Yönetimi yüksek lisansı yaptım. Şu an doktora öğrencisiyim Antropoloji üzerine doktora yapıyorum. Genelde akademik çalışmalarımın temeli gönüllülük ve katılım üzerine oldu. Aynı zamanda Oxford’da senaryo ve stratejik planlama üzerine eğitim aldım. İrlanda’da sivil toplum ve gönüllülüğün müfredata girmesine yönelik bir programa katıldım. Cape Town’da sürdürülebilirlik ve sosyal girişimcilik eğitimi ardından Avusturalya’da markalaşmaya yönelik bir programa katılacağım. Sürekli eğitimlere katılarak uzmanlık alanımı yaygınlaştırmaya çalışıyorum. 2 yıl boyunca 2 vakıf üniversitesinde sivil toplum dersi verdim.

İlk gönüllülük projenizi nasıl deneyimlediniz?

Benim gönüllülük yolcuğum 14 yaşında başladı. Okulumuza gelen bir profesörün gönüllülükle ilgili anlattıkları ve benim onun konuşmasından etkilenmemle her şey başladı diyebilirim. Enka Okullarında 12 yıl boyunca burslu olarak eğitim-öğretim gördüm. Hiçbir zaman çok çalışsam da matematik ve geometriden yüksek not alamadım. Ama çok iyi keman çaldığımın, organizasyon becerilerimin olduğunun farkındaydım. Bir gün okulumuza Nepal’den aktivist bir profesör geldi ve alanda çocuklara yönelik yaptığı projeleri anlattı. İlk defa başkaları için bir şey yapan ve bu yaptıklarını uluslararası alana taşımış birini tanımıştım ve kendisinden çok etkilendim. Bizi de projesi için davet ettiğinde, nasıl dâhil olabilirim diye düşünmeye başlamıştım. 9’uncu sınıftaydım, tabii ki ailem gitmeme izin vermedi. Ama o dönemler benim fikrimin kuluçka zamanıymış, sadece haberim yokmuş. Eğitim sistemine dönüp baktığımızda 12 yıllık bir tempoda iki dönüm noktası var. Orta öğretim giriş sınavı ve üniversite giriş sınavı. Bir sürü öğrencinin o stresle nasıl mücadele edeceğini bilmediği bir süreçten bahsediyoruz. Üniversiteye geldiğimizde ise değerlendirildiğimiz ortak süreçte hep hata yapmaktan korkmayın deniliyor. Zaten okul hayatımız boyunca hatalarımızın bedeli olarak sıralamada düşük yerde olmakla, istediğimiz okulları kazanamamakla değerlendirilmedik mi?  Ben de bir gün yılsonu gösterisi için keman çalarak sahneye çıktığımda şunu fark ettim ki; iyi matematik yapan arkadaşım da sahneye çıktı, ben de. O da alkışlandı, ben de. O zaman kendimce, başarının sadece matematik olmadığı sonucunu çıkardım. Ve de okulumuzda var olan müzik, fotoğraf gibi atölyelerimizi imkânsızlıklar nedeniyle ulaşamayan çocuklara götürmek için bir proje yapmaya karar verdim.

Yaşadığınız ilk gönüllülük çalışmasının sizde bıraktığı izleri ve yaşattığı duyguları nasıl tarif edersiniz?

Gönüllülüğün bende bıraktığı iz aslında yaşam amacımı keşfetmemi sağlaması diyebilirim. Her ne yapıyorsanız yapın gönülden bir şeyi yapmanın ne kadar önemli olduğunu keşfetmemin yanı sıra, sahip olduklarımın değerini her geçen gün anladım. Gönüllülük insana kesinlikle dünyaya başka bir gözlükten bakmayı sağlayan bir virüs bence. Bize yıllarca gönüllülüğü, “Bir elin verdiğini diğerini bilmez” ve “İyilik” olarak anlattılar. Oysa benim öğrendiğim gönüllülük; bir paylaşım ekonomisi, iki taraflı bir alışveriştir. Dört yıl boyunca çalıştığım çocuklarla iki temel şeyi öğrendim. Birincisi kendi hayatıma yön verecek bir meslek seçimi yaptım ve sosyoloji okumaya karar verdim. İkincisi ise ne olacaksak olalım, arka mahalle için dertlenmezsek, o derdin gün sonunda bizim masamıza da geldiğini gördüm. İşte şu anda yaşadığımız göç meselesi ya da küresel ısınma konusunda olduğu gibi.

Sizin için gönüllülük tam olarak ne ifade ediyor?

Gönüllü olmak benim tam anlamıyla yaşam biçimim. Gönüllüğün temeline baktığımızda gönülden, gönül vermekten gelen bir kelime. İnandığım, savunduğum her şeye gönülden destek vermeye çabalıyorum. İleride nasıl bir nesille ve vatandaş grubuyla yaşamak istiyorsak bu grubu kodlamak mümkün. Gönüllülüğün gücüne ve iyileştirme gücüne inanıyorum. Gönüllülük bir sorumluluğa dönüşürse toplumsal faydanın sürdürülebilir olacağına inanıyorum.

Harvard ve Oxford Üniversiteleri’nden teklif almışsınız. Teklifleri kabul etmemenizin sebepleri nelerdir?

Herkesin kendine ait ayrı bir hikayesi olduğuna ve o hikâyenin de birbirinden farklı başarı ve dönüm noktaları olduğuna inanıyorum. Harvard ve Oxford kabulleri beni çok mutlu etti ama benim hikayemin o dönemki doğru kararları değildi. Benim için en büyük yol ayrımıydı.  Gitsem mi kalsam mı diye çok düşündüm. Yakın çevrem karar verme sürecim ve aklımla ilgili hala bir problemim olduğunu düşünse de ben gitmemeye karar verdim. Ailem de tabii ki mutlu olmadı. Ama kızgınlıkları geçince hiçbir mutluluğun beni sahada olmakla denk bir kıvama getirmediğini anlattım. Bu noktada bir köy okulunda dansa olan ilgi ve yeteneğini keşfettiğimiz Yılmaz’ı örnek göstermek isterim. Gönüllülerimiz bir süre sonra daha profesyonel destek alması şeklinde geri bildirimde bulunmuşlardı. Hemen dans akademilerine yazdık ve Tan Sağtürk, Yılmaz’ı kabul etti.  3 yıldır orada burslu okuyor. Modern dans yapıyor, kazandığı bir sürü yarışmalardan ödülleri var ve dansçı olacak. İşte yetenekleri gördükçe, “Öyle bir model kurmalıyım ki SosyalBen artık bensiz de devam ediyor olmalı.” dedim.

SosyalBen oluşumunun ortaya çıkış hikayesinden bahseder misiniz?

SosyalBen’in oluşum hikayesi benim kişisel yolculuğumdan başladı. Ben de kısa boylu bir zürafa olarak akademik anlamda çok başarılı bir öğrenci değildim. Matematik dersim hiç iyi değildi mesela. Farkındalığım matematikten ödül alan arkadaşımla keman çaldığım için aynı sahnede ödül almamla başladı. O da ben de alkışlanmıştım. O zaman dedim ki herkes iyi olduğu alanı keşfedip güçlendirirse, parmak izlerimiz gibi bizi birbirinden ayıran özelliklerimizle fark yaratıp başarılı olabileceğimizi fark ettim. Diğer çocukların da bunu keşfedebileceğini düşündüm ve yolculuğum başladı.

SosyalBen Vakfının ana hedefi ve amaçladığı faydalar nelerdir, vakıf aracılığı ile bugüne dek kaç çocuğa ulaştınız?

SosyalBen’in 2 ana hedefi var aslında. İlki, taşımalı eğitim gören 7-13 yaş arasında ekonomik anlamda dezavantajlı olanaklara sahip çocukların yeteneklerini keşfetmek ve geliştirmek için atölye ve eğitim programları gerçekleştirmek. İkincisi de ülkemizde ve dünyada gönüllülüğün yaygınlaştırılması. Çocukların yeteneklerini keşfetmeleri ve güçlendirmeleri için atölye programları hazırlıyoruz. Müzik, resim, icat, yaratıcı yazarlık, dans, kısa film, spor, yaratıcı drama gibi 10 temel atölyemiz var. Çocuklar 36 saatlik bir programda eğitim görüyorlar. Sonrasında aktif topluluklarımız ve 460 gönüllümüz aracılığıyla çalışıyoruz. Destekçilerimizin de yardımıyla çocukları yönlendirmeye başlıyoruz. Bu çalışmalar doğrultusunda aldığımız çıktılar gerçekten çok mutlu edici, mesela dans yeteneğini keşfettiğimiz bir SosyalBen Çocuğu şu an Tan Sağtürk Akademi’de. Spor Atölyesi Destekçimiz Özge Kırdar ile birlikte de SosyalBen Vakfı Voleybol Takımını hayata geçirdik. Bu takımda bulunan 12 kızımız Türk Hava Yolları Voleybol takımı alt yapısında. Ne mutlu bize ki bunun gibi birçok başarı hikayesine sahibiz. Bu zamana dek 72 ilde, 9 topluluğumuz ve 460 gönüllümüz ile birlikte 22 binden fazla çocuğun SosyalBen’liğini ortaya çıkardık.

Vakfınızın dışında bir de akademiniz var. Akademinin yaptığı çalışmalara değinir misiniz?

SosyalBen Vakfı, SosyalBen Store ve SosyalBen Akademi’den oluşan bir model kurdum. SosyalBen; bağışçısı, gönüllüsü ve sponsoruyla genç bir yapı. Bu oluşumda gençler ve ben varım. Store ve akademi, vakfı fonlamak için oluşan sosyal girişim modelidir. Store kısmında anlaşmalı olduğumuz e-ticaret ve perakende zincirlerinde kârı vakfa aktarılan kırtasiye ürünlerinin satışını ve ürün tedarikini gerçekleştiriyoruz. SosyalBen Akademi ile gönüllüğü eğitim kurumları, kurumsal firmalar ve bireysel öğrencilere öğretiyoruz. Akademi bir danışmanlık platformu. Eğer biz bundan 50 yıl sonraki neslin aktif ve sorunlara karşı duyarlı vatandaşlar olmasını istiyorsak, müfredata bu kodları mutlaka koymamız gerektiğine inanıyorum. İkinci grubumuz olan şirketler için de aktif şirket vatandaşlığını sağlamak için kurumsal sosyal sorumluluk ve gönüllülük projelerinin tüzüğünü ve politikalarını oluşturuyoruz. Elde edilen gelirlerin büyük bölümü vakfa gittiği için dolaylı olarak destekçimiz de oluyorlar. Hem akademik performanslarına hem de üniversite başvurularına katkı sağlaması adına liseli gençlerle çalışıyor, birlikte projeler yapıyoruz.

Çalışmalarınız Türkiye’yi aşıp yurt dışına da ulaşmış durumda. Bu bağlantıyı nasıl sağladınız ve nasıl bir ağ üzerinde ilerliyorsunuz?

Vakfımız tüm dünya çocuklarının yeteneklerini keşfetmek ve geliştirmek üzere çalışmalar gerçekleştirmekte. Bizim için yurt içi ya da dışı fark etmez her bir saha oldukça büyük bir titizlik çalışması içeriyor. Yurt dışı sahalarında çocukla çalışan STK’ları belirliyor ve onlarla iletişime geçiyoruz. Ya da karşı taraftan aldığımız teklifleri sıkı bir çalışmayla hayata geçiriyoruz.

Vakfınıza isteyen herkes üye olabiliyor mu? Bu güzel iyilik hareketinin bir parçası olmak için ne yapmak gerekir?

SosyalBen Vakfına destekçi veya gönüllü olarak destek verebilirsiniz. Gönüllülerimiz üniversite öğrencilerinden oluşan bomba gibi bir kadro. Çocuklarla birebir iletişimde olmaları nedeniyle yılın belirli zamanlarında gönüllü alımları düzenliyoruz. Seçilen gönüllüler sürekli bir eğitime tabiiler. Destekçilerimizden gelen maddi ve manevi yardımlar, vakfımızın daha çok SosyalBen çocuğuna ulaşmamızı sağlıyor.

Çeşitli vesilelerle ülkemizi yurt dışındaki bazı platformlarda temsil ettiniz. Tüm bu temaslar sırasında en çok aklınızda kalanları ve unutamadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

SosyalBen’le bireysel olarak kendimi, ülkemi, hemcinslerimi ve yaşıtlarımı yurt dışında birçok platformda temsil etme şansı yakaladım. Bu, sorumluluğu çok yüksek olan inanılmaz gurur verici bir duygu. İlk olarak 2016’da G-20 Zirvesi’nin alt komisyonlarından bir tanesi olan Genç Kadınlar Zirvesi’nde Almanya’da Türkiye’yi ve kadınları temsil ettim. Sonrasında Amerika Dış İşleri Bakanlığı’ndan Gelecek Vaat Eden Genç Liderler Ödülünü alan dünyada 10 kişiden biri ve ilk Türk oldum. İsviçre’de CransMontana’nın düzenlediği Geleceğin Yeni Liderleri Ödül Töreninde ödül aldım. Ayrıca Avrupa Parlamentosuna konuşmacı olarak davet edildim.

Amerika’da size “Gelişmekte Olan Genç Liderler” ödülü takdim edildi. Bu ödüle giden süreç nasıl gelişti?

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü “Gelecek Vaat Eden Genç Liderler Ödülü” için Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığı’ndan davet aldım. Program, 16 – 24 yaş arasında küresel düzeyde sosyal gelişime katkıda bulunan genç liderlerin ödüllendirilmesini ve değişim programına dahil edilmesini hedefliyor.

Aralarında Norveç, Türkiye, Irak, Endonezya, Bangladeş, Pakistan, Güney Afrika, Panama, Tacikistan ve Suriye’den gençlerin bulunduğu Gelecek Vaat Eden Genç Liderler Ödülünü ilk alan Türk oldum. Bu süreçte adaylar ülkelerdeki konsolosluklar ve büyükelçilikler tarafından seçiliyor. Ödülü alan ilk Türk olduğum için de ödül töreni sırasında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ile kürsüde konuşma yapma fırsatı elde ettim. O an benim için çok değerliydi, gerçekten dünyaya konuşuyor gibi hissetmiştim. Dertlendiğim konuları dünyaya duyurmaya başladığımı hissettiğim ve fark ettiğim özel anlardan birisiydi benim için.

Ülkemizin genç bir sosyal girişimcisi olarak Türkiye’nin gelecekte bu alanda varacağı noktayı nasıl görüyorsunuz?

Ülkemizdeki gönüllülük oranı yüzde 5’lerde bu gerçekten üzücü bir durum. Toplum olarak gönüllülük, en önemlisi sürdürülebilir gönüllülükle ilgili bilinçlenmemiz gerekiyor. Aktif ve düzenli katılım mutlaka gelişmeli. Gençlik ve Spor Bakanlığı bu yılı “Gönüllülük Yılı” ilan etti. SosyalBen ekibi olarak biz de bu kampanyanın içerisinde aktif olarak yer alıyoruz.

Bir insanın içindeki gönüllülük ışığını yakalaması için ilk olarak ne önerirsiniz?

Etraflarında gördükleri ve onları rahatsız eden sorunları eleştirmek yerine değiştirmek için adım atmalarını, ardından bu değişimi nasıl katılımcı bir şekilde sürdürülebilir kılabileceklerini düşünmelerini öneririm. Zaten kişiler gönüllü olmadan önce kendi içlerinde bir sorun tespiti ve bunun çözümü için sorun ağacı çalışmasını kaba taslak kaleme kâğıda döktükleri andan itibaren büyük resmi görüp, harekete geçmek için sabırsızlanacaklardır diye düşünüyorum.

SosyalBen Vakfı gönüllüleri ve çocukları vakıfla ilgili neler düşünüyor? Vakıfla tanışan kişilerde SosyalBen nasıl bir etki bırakıyor?

Bu zamana kadar binlerce gönüllü ve SosyalBen çocuğunun hayatına dokunmuş olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz. Size birkaçının birebir ağzından duygu ve düşüncelerini iletmek isterim.

Onurcan Gönüldaş – Ege Üniversitesi / Türkçe Öğretmenliği /21

SosyalBen ile dezavantajlı bölgelerde bulunan okullarda saha çalışmasına katıldım. Çeşitli eğitimler aldım. Stantlar açıp kendi ürünlerimizi sattık ve oluşan bu bütçeyi çocuklara ulaşmak için kullandık. SosyalBen Vakfı benim için iyilik meleğini ifade ediyor. Çünkü çocukların gelişimine, var olan yeteneklerini ortaya çıkarmak için yaptığı güzel atölye programları ile onların hayatında belki de kalıcı bir iz bırakmış oluyoruz.

Hilmi Emre Candal – On Dokuz Mayıs Üniversitesi / Makine Mühendisliği / 23

SosyalBen Vakfı’nda birçok saha çalışmasına katılma fırsatım oldu. Dahil olduğum çalışmalarda çocukların yeteneklerini keşfetmelerine yönelik destek sağlamaya çalışırken aynı zamanda kendimi de keşfettim. Saha çalışmalarının yanı sıra SosyalBen gönüllü eğitimleri, SosyalBen Gönüllü Zirvesi gibi gönüllülere yönelik çalışmalarla ve bu süreçte tanıştığım farklı vizyonlarla kendimi geliştirme fırsatım oldu. SosyalBen Vakfı aslında benim için tam olarak şunu ifade ediyor: Çocukların bugünleri, hepimizin yarınları. Her birey geleceğini şekillendirmek için çaba gösterir, çalışır, eğitimler alır. Aslında baktığımızda bizim geleceğimiz bugünün çocukları. Bir SosyalBen Vakfı gönüllüsü olarak yarınlarımız olan çocuklarla birlikte yol almak onların kendi benliklerini keşfetmelerinde onlara destek olmak ve bu çalışmalar esnasında geleceğe umut ve ışık yakıyor olduğumuzu hissetmek harika bir duygu. Kocaman bir çatı altında gösterilen çabalarla, fedakarlıklarla, farkındalık ve birliktelik içerisinde aynı amaç uğruna omuz omuza vermiş bir aile SosyalBen.

Tuğçe Yavuz – Karabük Üniversitesi / Çocuk Gelişimi / 23

SosyalBen ile bu zamana kadar 6 saha çalışmasında yer aldım. Birçok atölye açarak onların sosyal gelişimlerini desteklemeyi, sosyal benliklerini keşfetmeyi hedeflerken bu süreçte onlardan çok ama çok şey öğrendim. SosyalBen benim için gönüllüğünün ilk adımı. Bu kavramı bu vakıfla öğrendim diyebilirim. Haricinde sürekli bir bayrak yarışını anımsatıyor bana. Bizler mezun olduğumuzda yeni gelen arkadaşlarımız bu bayrağı devralıyor ve bu muazzam döngü sürekli devam ediyor. Bu açıdan da baktığımda hayatımın büyük bir parçası diyebilirim.

Dilan Sarıyarlıoğlu – Bahçeşehir Üniversitesi / Fizyoterapi ve Rehabilitasyon / 21

SosyalBen Vakfı ile birlikte 3 yılda 10 sahaya giderek yüzlerce çocukla atölye yapabilme imkânı buldum. Gönüllülüğümün bir yıllık sürecinde ise Ar-Ge liderliği yaparak kendi bulunduğum toplulukta saha çalışmaları düzenledik. SosyalBen Vakfı gönüllülüğün ne olduğunu tam olarak anlayabildiğim ve deneyimleyebildiğim bir platform. Bu yüzden benim için vakıf ve yaptığımız işler çok özel.

Mustafa Bilgiç:

SosyalBen ile 10 yıllık bir geçmişim var. Urfa sahasına katıldım. Çocuklara bir şeyler öğretmek, onlara dokunmak çok mutlu etti beni. SosyalBen benim için çok şey ifade ediyor. Birincisi bir aile daha kazandım. Abi, abla, kardeş… Türkiye ve dünya için çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum.

Muhammed Nur Çoban:

SosyalBen’in 10 yıl önce öğrencisiyken, şimdi SosyalBen gönüllüsü olmak beni mutlu ediyor.
Sosyalben ile bugüne kadar birçok etkinliğe katıldım, sahaya çıktım. Abiler, ablalar edindim. Ayrıca benim de öğrencilerim oldu ve hala beni arayıp soruyorlar. İyi ki SosyalBen diyorum. Temiz kalpli çocukların yüzündeki masum bir bakış, gülümseme ve mutluluk benim için SosyalBen demek. SosyalBen bence işte budur diyebileceğim kocaman bir aile.

Röportaj: Dilek Cesur