Örnek insandan örnek hayat felsefesi

Okumak için 1949’da Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen, sonrasında ticarete yönelerek Bursa Kapalı Çarşı’da tekstil işiyle uğraşmak adına bir dükkânda çırak olarak iş hayatına atılan merhum Şükrü Şankaya, başarı hikayesine dönüşecek iş hayatındaki ilk adımını 1952 yılında kendi işini kurarak attı.

Nergis Holding ve Yeşim Tekstil’e kadar uzanan bu uzun soluklu sanayi yolculuğunda birbirinden değerli ve unutulmaz izler bırakan Şankaya, 2005 yılında vefat ettiğinde geride gözü yaşlı binlerce Bursalı da bıraktı.

O, birçok yönüyle örnek bir insan, örnek bir baba ve örnek bir sanayiciydi. İş hayatındaki başarısının yanı sıra sosyal, kültürel ve sportif alandaki faaliyetlere de büyük destek veren Şankaya, Bursa Belediye Meclis Üyeliği ve Meclis Başkanlığı’nın yanı sıra, Bursa Sanayici ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) ve Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği ile birçok hayır kurumu ve vakfın başkanlığını, yönetim kurulu üyeliğini yaptı.

 

 

 

 

 

Bir dönem Bursaspor’un da başkanlığını üstlenen ve iş dünyası kadar spor camiasının da saygınlığını kazanan Şükrü Şankaya, tüm Bursalıların Şükrü Amcasıydı. 1997’de ülkeye hizmetlerinden ötürü “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirilen Şankaya, yerel ve ulusal birçok kurum ve kuruluştan da hizmetlerinden ötürü teşekkür ve onur plaketleri aldı. Toplumun her kesimini kucaklayan ve eğitimden sağlığa, spordan sanata kadar her alana yaptığı büyük katkılarla herkesin gönlünde yer edinen Şankaya, 11 Ekim 2005 tarihinde evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Kendisini ebediyete uğurlamamızın 15. yıl dönümü olmasından dolayı dergimizin 100. sayısında kendisini bir kez daha şükranla anmak istedik. O bize değerli bir kurum kültürü, saygın bir isim ve dergimizin ismine de ilham veren “Önce İnsan” felsefesini miras bıraktı.

Merhum Şükrü Şankaya’nın ilk iş hayatına ne zaman, nerede başladığını Önce İnsan Dergisi’nin 1997 yılında yayınlanan ilk sayısındaki özel röportajında yer alan kendi ifadelerinden öğrenelim:

“İlk iş hayatıma 1950 yılında başladım. Gümülcine’de manifaturacı tezgahlarında. 1951 yılında Türkiye’ye geldim. Kapalı Çarşı’da dört sene işi öğrendim. 1955 yılından itibaren komisyonculuk ve daha sonra da fason iş vererek imalat sanayine girmiş oldum. 1955’ten 1997 yılına kadar 42 yılı iş hayatımızda doldurduk.”

Merhum Şankaya aynı röportajda iş hayatında yönelik prensipleriyle ilgili soruya da şu yanıtı veriyor:

“Ticarette insan muvaffakiyeti önce kendinde aramalı. Neden? Ben hep prensip olarak ticaret hayatına atıldığım günden itibaren, dürüstlüğü ilke edindim. Babamdan, ailemden, çalıştığım ortamdan iş adamının dürüst ve karşısındaki kişiye değer verip onlara saygı göstermesini öğrendim. Hayata daima saygılı ve dürüst oldum. Verdiğim hiçbir sözden dönmedim. Bunun neticesinde karşımdakine gösterdiğim saygının çok daha fazlasını etrafımdan ve cemiyetten görmekteyim. Apayrı bir ülke değiştirdim. Hiç tanımadığım ve tanınmadığım bir ülkede prensiplerim sayesinde muvaffak olduğum inancındayım.”

Ailesine son derece bağlı olan ve bu yönüyle de çevresinden son derece takdir gören Şankaya, nasıl bir eş ve baba olduğu ile ilgili soruya verdiği yanıtla, aslında özel yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını ne denli önemsediğini de bizlere aktarmış oluyor:

“Birinci prensibim, aile bütünlüğüne inanırım. Ailenizde eşinize saygılı olmalı, sizin haklarınız kadar eşinizin de haklarının olduğunu ve bu hayat da müşterek olduğuna göre eşinizin de muhakkak katkısı olduğunu kabul etmeniz lazım. Böylelikle ailede huzur sağlanmış olur. Huzur olmazsa hiçbir iş adamının muvaffak olabileceği inancında değilim. Olsa da geçici olur. Ben bir baba olarak çocuklarıma her zaman dürüst, saygılı ve insanlara karşı sevgi dolu olmalarını tavsiye ettim. Gördüğüm kadarıyla da muvaffak olduğum kanısındayım. Bir baba olarak çocuklarımı istediğim gibi yetiştirdim. Aile huzurum fevkalade iyi. Bundan da çok mutluyum. Zaten Türk milletinin birçok muvaffakiyeti de bu aile birliğinin hala bozulmamış olmasından gelmektedir. İş ve özel hayatında asla hoş göremeyeceğim şeyler de insanların dürüst davranmaması ve göründüğü gibi olmamaları. Bu topluma faydası yoksa o kişilerin benden de hoşgörü beklememesi lazım.”


Röportajın tamamına yanda bulunan QR koddan ulaşabilirsiniz.

 

Merhum Şankaya’yı biraz daha tanımak adına Önce İnsan dergimizin eski sayıları arasında gezinmeye devam ediyoruz. Bu sefer de 1999 yılı aralık ayında yayımlanan 16. sayıdaki “Tekstille geçen yarım asır” başlıklı röportajdan bir bölüme yer verelim. Merhum Şankaya yine kendi ifadeleri ile “Önce İnsan” felsefesine dayanak oluşturan kıymetli  duygu  ve  düşüncelerini şu ifadelerle aktarıyor:

“En büyük avantajım işimi çok sevmem ve bu işe severek başlamam. 50 yıldır tekstille uğraşmama rağmen hala ilk günkü heyecan ve istekle işime geliyorum. Çünkü ben tekstili çok seviyorum ve daha uzun süre de işime devam etmek istiyorum. Çünkü etrafımda çalışan kişilerle beraber çok mutluyum. Onlarla beraber olmaktan, insanlara yeni iş sahaları açmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Aralarına girdiğim zaman onların güler yüzünü gördüğümde, onlarla selamlaştığımda, göz göze geldiğimizde büyük mutluluk duyuyorum. Ve bu mutluluğun devamını arzu ediyorum. Çünkü onlarla beraber ben de gençleşiyorum.”

Şankaya, dergimizin Aralık 2003 tarihli 34. sayısında Yeşim’in 20. kuruluş yılına özel verdiği demeçte hangi değerlerle iş yaşamına yön verdiği ve “Önce İnsan” felsefesinin çıkış noktası ile ilgili olarak da şunlara değiniyor:

“Babam Yunanistan’da işçileri olan bir çiftlik sahibiydi. Ve her zaman bana “Oğlum çalışanının hakkını alnındaki ter kurumadan ödemelisin. Onlara her zaman insan gibi davranmalı ve çalışanlarına iyi davranmanın senin sorumluluğun olduğunu unutmamalısın” diye öğütlerde bulunurdu. Küçüklükten itibaren ben de hep bu anlayışa sahip oldum. Çalışanlarım olmaya başladığı dönemden itibaren de hep bu mantıkla iş yaşantımı sürdürdüm. Büyük küçük, zengin fakir ayrımı yapmadan herkesi bir insan olarak gördüm ve aynı hürmeti sevgi ve saygıyı gösterdim. Beraber çalıştığım insanlara karşı da her zaman dürüst ve açık olmaya çalıştım. Ve en önemlisi şartlar ve koşullar ne olursa olsun çalışma azmimden ve inancımdan hiç vazgeçmedim. Hep ileriye umutla baktım. Sanıyorum bu iyi niyetim ve güzel duygularım beni bugünlere getirdi ve tüm kurduğumuz firmaların da daha güzel yarınlara ulaşacağına inancım sonsuz.”


Röportajın tamamına yanda bulunan QR koddan ulaşabilirsiniz.